Archive for Mart, 2009

“ŞİFRELİ YAŞAM !…” (1)

Patron,

İnsanlığın başına bu “şifre” denen veba mikrobunu musallat eden bozguncu, acaba kimdir ?…

Göreve başlar başlamaz şifreler içinde kayboldum. Burda herşey şifre ile yapılıyor…

Başım zaten telefon şifresi, bilgisayar şifresi, kredi kartı şifreleri ile yeteri kadar dertte iken, bunlara şimdi bir sürü de nükleer şifreler eklendi…

Ben bunların hepsini nasıl aklımda tutabilirim patron ?…

İnsanlık bu şifre belasından sonra insanlıktan çıktı, dünyanın düzeni bozuldu !…

Milyarlarca insan her gün şifre ezberlemekten ve akılda tutmaya çalışmaktan perişan oldu, başka birşey düşünemeyen robotlara dönüştü…

Dünya’nın iklimi değişti, ozon tabakası delindi, kuraklık ve seller arttı, televizyonlarda yemek yarışmaları insanlarla alay edercesine çoğaldı, ekonomik krizler o duruma geldi ki, koskoca başbakanlar arabalarından inip simit almaya ve yemeye başladılar…

Köşe yazarları yazacak konu bulamadıkları için birbirleriyle dalaşmaya veya birbirlerine yağ çekmeye başladılar…

Futbolcular gol atamaz, kaleciler gol kurtaramaz oldu…

Ev hanımları yemekleri ya tuzsuz, ya çok tuzlu, ya yağsız veya çok yağlı yapmaya, kocalar eve gelirken süt yerine ayran, ekmek yerine yufka almaya, ayrıca diş macunu ile traş olmaya, traş kremi ile diş fırçalamaya başladılar…

Hepsi bu şifre belası yüzünden !…

İnsanlar gece yatarken akıllarında bir sürü harf ve rakamla uyumaya çalışıyorlar, ertesi sabah aynı perişanlıkla uyanıyorlar…

Gün boyu da  boş gözlerle birbirlerine bakıyorlar…

Birbirlerine karşı en çok kullandıkları sözcük de “Haaa ?…”

Patron, insanlığı bu şifre belasından kurtarmak bizim boynumuzun borcu. Bunu mutlaka başarmalıyız…

Bu konuda ne yapmam gerektiğini çok ivedi olarak bildirirsen (tabii şifresiz olarak), her zamanki gibi hemen uygulamaya geçeceğim…

OBAMA

  • Kategori: ZIRT TO ZIRT
  • “KENYASPOR !…”

    Sevgili Obama kardeş, sizin Kenyaspor’la bizim Konyaspor arasında bir maç yapabilir miyiz ?…

    Siz de oynarsanız seviniriz…

  • Kategori: GICIK
  • Yazarımız Sezai Süzme, “Benim telefonlarım neden dinlenmiyor ?…” diyerek, telefonlarının dinlenmemesini protesto ettiği için, bugünkü yazısını yazamamıştır…

    Süzme şöyle demektedir ;

    Benimki can değil mi ?… Ben de bu ülkenin yurttaşı değil miyim ?… Herkesin telefonu günde 24 saat şakır şakır dinlenirken, benim telefonlarımın dinlenmemesi ayrımcılık değil midir ?…

    Benim emeğime yazık değil mi ?…

    “Bağımlı aday” olarak belediye başkanlığı seçimlerine giriyorum ve tüm seçim propagandamı da, telefon dinlemesi yapan devlet memurlarına yönelik olarak hazırladım…

    Çünkü buradaki büyük potansiyeli görmüş durumdayım. 75 milyonu dinlemek için, onbinlerce devlet memuru gerekeceğinden, onların oyunu aldım mı garanti seçilirim…

    Bu nedenle de tüm telefon görüşmelerimde, hemen çaktırmadan telefonu dinleyenlere yönelik propagandaya başlıyorum ve belediye başkanı seçilecek olursam yapacaklarımı ballandıra ballandıra anlatıyorum…

    Ama bugüne kadar hiç kimse, görüşme sırasında hatta girip de “abi, bunları gerçekten yapacak mısın ?…” diye sormadı…

    Onun için de ben soruyorum :

    “Benim telefonlarım neden dinlenmiyor ?…

    Bana yazık değil mi ?…”

    “SÜRÜCÜ !…”

    Aslında siz kötü bir sürücü değilsiniz, diğer sürücüler çok iyi…

  • Kategori: GENEL GÖRELİLİK
  • “SEÇİM !…”

    Memlekette her zaman, her şey için sürekli olarak seçim yapılıyor…

    Ne güzel !… Demokrasinin gereği çünkü…

    Ancak yapılan seçimleri birbirleri ile kıyasladığımızda, bize sanki bir dengesizlik varmış gibi geliyor…

    Bu da doğal olarak demokrasinin özüne aykırı…

    Örneğin 550 milletvekilini seçmek için neredeyse 40-45 milyon insan oy kullanırken, bir yarışma programı için başvuran milyonlarca kişi içinden ise yarışmacıları 3-5, hadi bilemediniz 10 kişi seçiyor…

    Ne kadar büyük bir çelişki değil mi ?…

    Bu da açık bir haksızlık oluşturuyor…

    Bizim bu konuda, dünya demokrasi tarihine geçecek, geçmek ne kelime, oradan tam gaz uçup gidecek bir önerimiz var !…

    Ülkedeki tüm seçimler birleştirilsin ve hepsi de 5 yılda bir yapılsın !…

    Bu gerçekleşirse, büyük seçimin yanında, 5 yıl boyunca tüm televizyon kanallarında yayınlanan yarışmalarda yarışacak adaylar da belirlenmiş olacak !…

    Düşünebiliyor musunuz, 5 yıl boyunca “güzellik kraliçesi adayları”, “mankenlik kraliçeleri”, “var mı yoksa yok mu ?”, “felek çarkı”, “çok zor karar”, “yemeden içmeden duramıyoruz”, “vur patlasın çal oynasındayız” gibi çok önemli yarışma programlarının adayları da belirlenmiş olacak !…

    Bunun sonucunda ne mi olacak ?…

    Demokrasi kökleşecek arkadaşlar, demokrasi !…

    Çünkü millet 5 yılın çabucak geçip, yeni seçimlerin bir an önce gelmesi için gün sayacak…

     

     Obama’nın bize bildirdiğine göre, dünyadaki tüm CEO’lar hakkımızda atıp tutuyorlarmış…

     Meyveli ağaç taşlanır… Kıskançlar ne olacak !…

     “O ne anlar CEO’luktan” gibi bozguncu laflar ediyorlarmış…

     Hepsinin “CEVE”leri elimizde… Hepsini tek tek inceledik ve kıskançlıklarının nedenini bulduk…

     Çünkü hiçbiri geçmişte zırterenköyde CEO olmak onuruna erişememiş ve bundan sonra da erişemeyeceklerini anlayınca bize çamur atmaya başlamışlar…

     Siz eğer bu kadar yetenekliyseniz, önce şu CEO’nun uzun adını, yani “Çif Egzakutiv Offisır”ı diliniz dolanmadan ve kilitlenmeden söyleyin de alnınızı karışlayalım…

     Biz geçmişimizi asla gizlemedik ve buraya tırnaklarımızla kazıya kazıya geldik…

     Benim zırterenköydeki ilk görevim, ofisin kapı zili çaldığında içerden önce “kim o  ?…” diye seslenmek ve ondan sonra kapıyı açmaktı…

     Bu zor görevdeki üstün başarım ve yeteneğim yönetimin dikkatini çekti ve beni bir süre sonra “LİM”, yani “Lüzumsuz İşler Müdürlüğü”ne atadılar…

     “LİM”de de, ofiste çalışan tüm personele, aynen bilim kurgu filmlerinde olduğu gibi “X5, K9, Y8…” gibi adlar vererek, ofise aynen uzayda yol alan bir uzay gemisi havası vermem nedeni ile parlak zekamı takdir ederek “ZIRTCEO” olma onurunu bana verdiler…

     CEO olduktan sonra da, yönetime ve zırterenköylülere kesin söz verdim…

     “Eğer” dedim, “99 yıl içinde zırterenköyü medya sonunculuğundan kurtaramazsam, hiç kusura bakmayın, çeker giderim…”

     Bu asil duruşum ve kararlılığım karşısında hiçbirşey söyleyemediler ve ağızları açık bakakaldılar…

     Çünkü yaptıklarım yapacaklarımın güvencesi idi…

    Tüm sinirimi karşıma çıkan ilk CEO’dan çıkaracağım…

     O kadar da çoğaldık ki !…

     Elimi sallasam mutlaka bir CEO’ya çarpacak !…

  • Kategori: ZIRTCEO
  • “REKLAM !…”

    Bize “niye reklam almıyorsunuz ?…” diye soruyorlar…

    Kolaydı sanki !… Kolaysa gel sen al !…

    Biz vazgeçtik “reklam”dan, “rekla” ya, “rekl”e, “rek”e, “re”ye, hatta “r” ye bile razıyız, ama o bile yok !…

    Ne yapalım, bu da geçer..

  • Kategori: GICIK
  • “DOLAR ÇILDIRDI !…”

    Medya artık palavra’da sınırları zorladı ve Doları da “çıldırttı !…”

    Medya medya olalı birçok kişinin çıldırdığını bildirmişti…

    Ama medya tarihinde bu bir ilk !…

    Bir kağıt para nasıl çıldırır, neden çıldırır, çıldırırsa neler yapar ?…

    Tabii bir miktar saf olabiliriz ama, bu soruların yanıtlarını medya’dan bekleyecek kadar da değil…

    En iyisi bu palavra’nın baş aktörünü, yani Doları bulup konuşmak…

    Eee, bu nasıl olacak ?…

    Dolar dediğin, gel dediğin zaman gelmiyor ki !…

    Dolar bulabilmek için TL bulmak gerek…

    Çünkü Dolar TL’nin kokusuna dayanamaz, koşa koşa gelir…

    Biz de hemen ofis’teki herkesin cebinden çıkan TL’leri topladık ve gördük ki 1 Doları alıp hemen karşınıza dikebiliriz ve konuşmaya başlayabiliriz ;

     - Dolar kardeş merhaba, siz çıldırdınız mı ?…

     - Nasıl çıldırmam kardeş ?… Herkes size sahip olmak isterse siz çıldırmaz mısıız ?…

     - Doğru valla…

     - Doğru tabi de, şaka bir yana kim uyduruyor bu saçmalıkları ?…

     - Aman Dolar kardeş, siz ne yapıyorsunuz ?… Bizim medya’yı kızdıracaksınız…

     - Yani sizin medya mı benim için “çıldırdı” diyor ?…

     - Aynen öyle… Çünkü bizim medya’nın dediği dedik, çaldığı düdük’tür…  

     - Siz gidin o medya’ya söyleyin. Benim çıldırdığım falan yok. Gördüğünüz gibi çok sağlıklı olarak karşınızdayım. Sizin medya gitsin, kötü yönetilen ekonomileri yüzünden, benim karşımda tepetaklak olan dünya’daki diğer paralara baksın. Ben yükselmiyorum ki, o paralar karşımda sürekli düşüyor…

     - Dolar kardeş, galiba haklısınız…

     - Ben her zaman, her koşulda ve her yerde haklıyımdır kardeş. En çok kimin cüzdanına ve banka hesabına girersem, en çok ta o kişi haklı olur…

     Ne yapalım, bu devirde Doları olan konuşur !…

    “İNTİKAMCI DEĞİLİZ !…”

    Biz bunu sizin yanınıza bırakırız…

    (Artık o her neyse !…)

  • Kategori: GICIK
  • Yazarımız Sezai Süzme, “Rakiplerime Meydan Okuyorum” adlı başyapıtı okumaya daldığı ve henüz bitiremediği için bugünkü yazısını yazamamıştır.

    Süzme konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir ;

    Meydan hodri !… diyorum…

    Belediye Başkanlığı seçimlerine katılacak olan hiçbir rakibim bana meydan okumadığı için, bu eksikliği gideriyor ve tüm rakiplerime ben meydan okuyorum (aslında okumayı daha bitiremedim !…)

    Öyle kömür, erzak, beyaz eşya, mobilya dağıtmak işin kolayı yanı…

    Dağıtacaksanız her vatandaşa son model birer araba dağıtın da görelim…

    Var mısınız, yoksa yok musunuz ?…

    İsterseniz “Buyrun Hamdi Bey”e de sorabilirsiniz !…

    Dağıtacağınız her arabanın ilk deposunu da ben dolduracağım !…

    Ne o ?… Beklemiyordunuz değil mi ?…

    Çünkü kendimi böyle büyük bir riske atacağımı hiç hesap etmediniz herhalde ?…

    Olabilir, ne kadar ciddi olduğumu görmek istiyorsanız hemen arabaları dağıtmaya başlayın…

    Hatta ilk arabayı da, bana gönderebilirsiniz…

    Görün bakın arabanın deposuna ilk yakıtı doldurup nasıl tüyüyorum !… Vınnn !…