Archive for Nisan, 2009

“TRAFİK IŞIKLARI !…”

Patron,

Yaşadığım sorunlar nedeniyle bana göndermiş olduğun trafik ışıkları, benim ve danışmanlarımın size olan hayranlığını bir kat daha attırdı…

Benim sivri zekalı danışmanlarımın aklına hiçbir zaman böyle köklü çözümler  gelmez…

Bildiğin gibi başkan seçildiğimden bu yana dünyanın birçok ülkesinden, “OBAMA şuna kırmızı ışık yaktı, buna sarı ışık yaktı, bize yeşil ışık yaktı !…” gibi palavralar kulağıma kadar geliyordu ve ben de buna çok bozuluyordum…

Kimseye ışık falan yaktığım yoktu…

Çünkü elimde yakacağım ışık yoktu !…

İşte Patron, her zaman olduğu gibi yine imdadıma yetiştin…

Danışmanlarıma hemen emir verdim. Gönderdiğin trafik ışıklarını basın toplantılarımı yaptığım Beyaz Saray’daki salonda bulunan kürsünün tam üstüne yerleştirecekler…

Ondan sonra da her basın toplantısında, hem konuşma yapmak derdinden kurtulacağım, hem de basın mensuplarının sorduğu her soruyu, sarı, yeşil ve kırmızı ışıkları yakıp söndürerek yanıtlayacağım…

Böylece ıvır zıvır dünya sorunları için hem çenemi yormamış olacak, hem de gerçekten sarı ışık, yeşil ışık ve kırmızı ışık kime ve nasıl yakılırmış dünya aleme göstermiş olacağım.

Patron, sen bir dahisin…

OBAMA

  • Kategori: ZIRT TO ZIRT
  • “PARA PUL !…”

    - Seninle aramızda hiç para pul konuşmadık…

    - Yalan söyleme, tabii ki para konusunu konuştuk, yalnızca pul konusunu konuşmadık !…

  • Kategori: GICIK
  • “GÖZÜ ISIRDI !…”

    Gün geçmiyor ki medya palavra atmasın !…

    Medya’da palavra’nın iki bini iki para…

    Hangisini düzeltelim, hangisi ile ilgilenelim, şaşırdık…

    Eee, biz de işi gücü olan ciddi insanlarız…

    Yine de şu palavrayı görünce dayanamadık ve hemen işe koyulduk…

    Neymiş, “birisinin gözü ısırmış !…”

    Bir göz nasıl ısırır, neden ısırır, hiçbir açıklama yok…

    Biz de doğruca “gözü ısırdığı” söylenen kişi ile görüşmeye gittik ve önce dikkatle gözlerini incelediğimizi görünce tepki gösterdi ;

     - Siz ne diye gözlerime dikkatle bakıyorsunuz ?…

     - Şey, gözlerinizde diş var mı diye bakmıştık.

     - Kardeşim diş dediğin ağızda olur. Gözümde dişin ne işi var ?…

     - Sizin “gözünüz ısırıyormuş”da. Bizim medya öyle diyor…

     - Neee, sizin medya “benim gözümün ısırdığını” mı söylüyor ?… Hiç göz ısırır mı ?… Bu nasıl bir palavra ?… Ben de diyorum ki “bu sizin medya dişleri ile görüyor !… O nedenle de bu palavraları atıyor…”

    Canım medya, sen de biraz tutarlı palavra atsan olmaz mı ?…

    SİTRESSSSS !… (1)

    Televizyonlarda sık sık “stres”i nasıl yeneriz ?… “stres”i nasıl yok ederiz ?…”, “stres’le başa çıkmanın yolları” gibi programlar yapılmakta, basında yazılar çıkmaktadır…

    Kardeşim bu sizin yaptığınız da iş mi şimdi ?…

    Boşuna kürek sallıyorsunuz !…

    Çünkü stress enayi değil ki !…

    Sizin yaptığınız programları, yazdığınız yazıları o da izliyor ve ona göre karşı önlemlerini de hemen alıyor !…

    Siz stresi “yok etmekten !…” söz edeceksiniz ve stresin de elleri armut toplayacak öyle mi ?…

    Siz bu programları yaptıkça, her yıl dünyadaki stres ve stres kaynaklı hastalıklara yakalananlara milyonlarca kişi ekleniyor. Demek ki stres boş durmuyor ve şu ana kadar maçı hep önde götürüyor…

    Peki ne yapmalı ?…

    Örneğin, streslerimizi değiş tokuş edebiliriz…

    Bizim stresimiz  “borç kaynaklı geçim sıkıntısı” stresi !…

    Peki, sizin stresiniz ne ?…

    Aşk kaynaklı mı ?… Koltuk sevdası stresi mi ?… Seçimlerde yeterli oyu alamamak stresi mi ?… Tv dizisinde iyi bir rol kapamama stresi mi ?… Açık oturumlarda, oturumu yönetenin size bir türlü söz vermemesi stresi mi ?…

    Hiç fark etmez !…

    Verin bize stresinizi, alın stresimizi !…

    Bakın herşey bir anda hem sizin için, hem de bizim için ne kadar güzel ve yaşam da ne kadar keyifli olacak !…

    Stres’le savaşımız sürecek !…

  • Kategori: ZIRTCEO
  • ÜLKELERİN DİLİ !…

    Sudan / Havadan

    Kanada / Kuyruğa

    Mısır / Darı

    Tayvan / Taytu

    İsveç / Dumanveç

    Somali / Somveli

    Bolivya / Kıtivya

    Paraguay / Pulguay

    Ürdün / Ürbugün

  • Kategori: GICIK
  • “TECRÜBELİ !…”

    Yazarımız Sezai Süzme bu günlerde spor medyası ile ilgili derin araştırmalar ve buluşlar yaptığından bugünkü yazısını yazamamıştır…

    Süzme şöyle demektedir ;

    Acaba spor yazarı mı olsaydım diye bazen düşünmeden yapamıyorum…

    Malzeme bol, yazılacak konu çok. Ama zaten ben hiç yazmadan ünlü olmuşum…

    Hangisinden başlasam ki ?…

    Bakıyorum spor medyasındaki haber ve yorumların büyük çoğunluğunda, hangi teknik direktörden söz edilirse edilsin, başına mutlaka “tecrübeli” sıfatı konularak “tecrübeli teknik adamı” deniliyor. Üstelik söylemesi kolay ve öztürkçe olan “deneyimli” sözcüğü yerine…

    İyi de kardeşim, benim aklımın almadığı bir şey var. Gerçekten “tecrübeli” olan teknik adamlar konumuzun dışındadır.

    Eğer bu teknik direktörlerin hepsi de “tecrübeli” oluyorsa, bu kadar yenilen ve sayısız gol yiyen takımları yönetenler kimler ?…

    Tabii ki aynı “tecrübeli” teknik adamlar…

    Peki bu durumda çok yenilen ve çok gol yiyen takımların başındaki teknik direktörlerin “tecrübesi” ne oluyor ?…

    Gol atamama “tecrübesi” mi, çok gol yeme “tecrübesi” mi, çok yenilgi alma “tecrübesi” mi ?…

    Evet, ne oluyor bu “tecrübe !…” ?

    CEO olmadan önce, zırterenköy’de “LİM” yani “Lüzumsuz İşler Müdürlüğü” yaptığımı açıkladıktan sonra, her yerde alay konusu olduğum ve herkesin benimle dalga geçtiği kulaklarıma kadar geldi…

    Neymiş efendim, böyle müdürlük mü olurmuş, faso fiso işlerle uğraşmışım falan diyorlarmış. 

    Unuttukları bir şey var. Ben “CEO” başlıklı yazımda “LİM” olarak başardığım bir tek konudan söz etmiştim…

    Ya diğer başardıklarım ?…

    Onlardan haberleri yok ve onları bilmiyorlar tabii…

    Buyrun işte, “Lüzumsuz İşler Müdürlüğü’nde” birkaç başarım daha !…

    - Ofisin bulunduğu apartmanın dış kapısından başlayarak, ofisin içine kadar kırmızı halı döşeterek, çalışanlara her sabah işe geldiklerinde, Oscar ödül törenine gelmiş birer yıldızmışlar havası verdirdiğim için…

    - Çevre dostu olduğumdan, ofis’te her gün bir çalışana sinek nöbeti tutturarak, ofise giren sinekleri tatlı dille, hiçbirinin kılına zarar gelmeden açık bir pencereden dışarı çıkarmalarını sağladığım için…

    - Ofise gelen herkese, hangi konu için gelmiş olursa olsun, mutlaka annesinin kızlık soyadını sorarak, ofise bir büyük bankanın kredi kartları servisiymiş havası verdirdiğim için…

    - Her şeyin güllük gülistanlık olduğu ve halkın keyiften dört köşe olduğu ülkemizde, “ekonomik kriz” gibi bozguncu lafları ağzından kaçıran ofis çalışanlarının ağzına kırmızı biber sürdüğüm için…

    - Ofiste her gün ayrı bir elemanı bana her gün 100 kez, “siz çok zekisiniz” demekle görevlendirdiğim ve bu şekilde gerçekten çok zeki olduğuma kendimi inandırdığım için…

    - Her ay’ın sonunda ofis’te kura çekerek “ayın elemanını” belirlediğim için… benimle alay etmeye devam edeceklerse, buyursunlar etsinler…

    Ben de derhal karşı saldırıya geçecek ve yukarda söz etmediğim diğer büyük başarılarımı da sizlerle paylaşarak ne kadar mükemmel bir “LİM” olduğumu göstereceğim…

    Ayrıca onların bilmedikleri bir şey daha var…

    “LİM” yaşantımıza o kadar kök salmıştır ki, hepimizin severek kullandığı “sevgilim” sözcüğünde bile “Lüzumsuz İşler Müdürlüğünün” katkısı vardır…

  • Kategori: ZIRTCEO
  • KENTLERİN DİLİ !…

    Varşova / Yokşova

    Moskova / Mosbidon

    Ankara / Andeniz

    Viyana / Vikenara

    Aydın / Güneşdın

    Paris / Parduman

    Manisa / Manmusa

    Venedik / Venyatık

    Artvin / Sanatvin

    Ulanbatur / Sayınbatur

    Bişkek / Bişbörek

    Budapeşte / Şudapeşte

    Montevideo / Montedvd

  • Kategori: GICIK
  • “GOL PRENSLİĞİ !…”

    Biz bu işe kafa yoruncaya kadar tüm dünyadaki golcülerin hakkı yeniyordu..

    Ama artık bu haksızlığa dur diyoruz !…

    Çünkü bizim için bir sezondaki maçlarda 1 gol atan da, 50 gol atan da “golcü”dür…

    Ama sezon sonunda ne oluyor ?…

    50 gol ile en çok gol atan “Gol Kralı” seçiliyor…

    İyi güzel de, 49 gol atanın 40, 20, 5 ve hatta 1 gol atan golcülerin hakkı ne olacak ? Bu goller boşa mı gidecek ?…

    Arkadaşlar, dünya futboluna yön veren yetkililer, siz de çok iyi bilirsiniz ki “kral” dan sonra hep “prens”ler gelir…

    Gerçek böyleyken “Gol Kralından” sonra gelen golcüleri “Birinci gol prensi”, “İkinci gol prensi”, “Yirminci gol prensi”, “Kırkdokuzuncu gol prensi” diye niye onurlandırmazsınız ki ?…

    Bugüne kadar bu gol prenslerinin sesi çıkmadıysa, bilin ki bu onların olgunluğundan ve bu jesti sizlerden bekledikleri içindir…

    Yeni futbol sezonunda “Gol kralı”ndan sonra “Gol prenslerini”de onurlandırmanızı bekliyoruz…

    3 AŞAĞI 5 YUKARI !…

    Yazarımız Sezai Süzme dün gece kafasını çok önemli bir konuya taktığı ve bütün gece uyuyamadığı için bugünkü yazısını yazamamıştır.

    Süzme uykulu uykulu şöyle demektedir ;

    Her zaman, her yerde, herkesin dilinde hep 3 aşağı, hep 5 yukarı. 3 aşağı, 5 yukarı…

    Niye bu inat, neden bu ısrar ?…

    Neden 3 yukarı, 5 aşağı değil de, 3 aşağı 5 yukarı ?…

    Neyin 3 aşağısı, neyin 5 yukarısı ?…

    Başıma ağrılar giriyor…

    Diyelim ki söz konusu olan 100 TL… Bunun 3 aşağısı 97,5 yukarısı 105 TL. İkisi arasında 8 TL fark var. Niye 100 TL denmiyor da 3 aşağı 5 yukarı denilerek kafalarımız karıştırılıyor…

    O zaman biz de 2 aşağı 4 yukarı, 1 aşağı 3 yukarı, 4 yukarı 5 aşağı, 7 aşağı 9 yukarı, 6 yukarı 4 aşağı gibi kafadan sallayalım. Ama nedense hiçbiri yerli yerine oturmuyor…

    Peki o zaman 3 aşağı 5 yukarı’nın sırrı nedir ?

    Bunu bilen, duyan var mıdır ?

    Varsa bana da bildirebilir mi ? 3 aşağı 5 yukarı yaklaşık bildirseniz de olur…

    Çünkü bu yüzden kaç gecedir gözüme uyku girmiyor da…